AKADEMİK İNCELEME

Yeni Microsoft Word Belgesi

Miras Hukuku mirasbırakanın ölümüyle ortaya çıkan hukuki sorunları irdeliyor. Sizler de farkındasınız, ancak ve ancak gerçek kişiler ölüyorlar. Tüzel kişilerin ölümünden bahsetmek mümkün değil. Dolayısıyla sadece ve sadece insanların ölümüyle ortaya çıkan hukuki sorunları ele alacağız beraberce.

Mirasbırakan, eski değimiyle muris, vefat eden kişiden bahsediyoruz. Ona mirasçı olan kişiler için de; adı üstünde mirasçı diyoruz. Eski diliyle hangi terimi kullanıyoruz? Varis terimini kullanıyoruz. Varis demek ne demek? Mirasçı demek.

Her kişinin, her insanın az ya da çok bir malvarlığı var. Az ya da çok bir mameleki var. Bu kişinin mamelekinde yer alan bazı haklar, bazı alacaklar, bazı borçlar onun ölümüyle beraber mirasçılarına intikal etmeyecek. Miras Hukuku miras ile ilgileniyor. Bir diğer söyleyişle, miras yoluyla intikali mümkün olan haklarla, miras yoluyla intikali mümkün olan alacaklarla, miras yoluyla intikali mümkün borçlarla. Özetle, miras yoluyla intikali mümkün olan özel hukuk ilişkileri ile ilgileniyor.

Hukuku kişinin kamu hukukuyla bağlantılı olan haklarıyla ilgilenmiyor. Kişi vefat ettiğinde acaba onun vatandaşlık statüsü, onun askerlik görevinin yerine getirip getirmemesi, seçme hakkı, seçilme hakkı… Bütün bunlarla ilgili olarak kamu hukuku cephesi bakımından Miras Hukuku herhangi bir şekilde bunlara ilgi duymuyor.

Biz birinci sınıftaki derslerimizden itibaren hep diyoruz ki: “Bir kişinin mameleki vardır. Bu kişinin mamelekini hep böyle bir T cetveliyle göstermişizdir. Bu kişinin mamelekinin içerisinde aktifler yer alır. Bu kişinin mamelekinin içerisinde pasifler yer alır diyoruz. bir kişi vefat ettiğinde mirasçılara intikal eden nedir? Onun terekesidir. Onun mirasıdır.

Tereke kelimesi Arapça bir kelime, Arapça terike kelimesinden geliyor. Terk edilen anlamına geliyor ve bu Arapça terike kelimesi, bizim bu günlük, süratli yaşamımızda, İstanbul’un süratli yaşamında, İstanbul Türkçe’sinde süratle söylenir hale gelmiş ve tereke adını almış.

I. Miras Yoluyla İntikali Mümkün Olmayan Haklar

1. İntifa Hakkı

Bu sınırlı ayni haklardan da ilk aklımıza gelen intifa hakkıdır. Medeni Kanunumuzun 797. maddesine göz attığımızda, intifa hakkına ilişkin düzenlemede, intifa hakkının şahısla kaim bir hak olduğunu görüyoruz. Kişinin yaşamıyla, sınırlı bir hakkın varlığından bahsedildiğini görüyoruz. Medeni Kanunumuzun 797. maddesi, 1. fıkrası “süresi” kenar başlığını taşıyor. “İntifa hakkı, gerçek kişilerde; hak sahibinin ölümü, tüzel kişilerde; kararlaştırılan sürenin dolması, süre kararlaştırılmamışsa kişiliğin ortadan kalkmasıyla sona erer.”

Şu an itibariyle bizi ilgilendiren kısmı sadece şu cümle parçacığı: “ İntifa hakkı, gerçek kişilerde; hak sahibinin ölümü ile sona erer.” Dolayısıyla, gördüğünüz gibi kişinin mamelekinde intifa hakkı olabilir. Bir sınırlı ayni hakkı olabilir. Bu sınırlı ayni hakkı onun ölümüyle beraber mirasçılarına intikal etmeyecektir. Bu intifa hakkı şahısla kaim bir haktır.

Aslında şunu vurgulamaya çalışıyorum. Dikkat edecek olursanız; kişinin mamelekiyle, yani sağlığındaki mamelekiyle onun ölümü üzerine mirası adını alan, tereke adını alan malvarlığı arasında fark olabilir. Bunlar birbirine özdeş olabilirler.

2. Oturma Hakkı

İkinci böyle bir hak sükna hakkıdır Yeni deyimiyle, Medeni Kanunumuzdaki deyimiyle oturma hakkıdır. Oturma hakkı da şahısla kaim bir haktır. Onun ömrüyle sınırlıdır. Kişinin vefatıyla mirasçılarına geçmeyecektir. Mirasçılarına intikal etmeyecektir. Bunu da Medeni Kanunumuzun hemen 803. maddesinde görmemiz mümkün. Maddeye baktığımız zaman, 823. maddesinde görmemiz mümkün 823. madde bize şöyle söylüyor: “Oturma hakkı başkasına devredilemez ve mirasçılara geçmez.”

3. Manevi Tazminat Alacağına İlişkin Özel Durum

Medeni Kanunumuzun 25. maddesinde 4. fıkrası bize bu konuda yanıtı veriyor. Yani hangi sorunun yanıtını veriyor. “Manevi tazminat alacağı mirasçılara geçer mi geçmez mi? “ Sorusuna yanıt veriyor.

Baktığımız zaman 4. fıkraya şunu görüyoruz: “Manevi tazminat istemi karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.” Mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez. Diyor ki Medeni Kanun kısaca:

Kişi acaba mutlaka dava açmak zorunda mıdır manevi tazminat alacağının mirasçılarına geçmesi için? Yoksa bunu sadece ve sadece basit bir ihtarnameyle dile getirmiş olması yeterli midir? Yoksa bu konuda bir avukata vekâletname vermesi, onunla bir avukatlık sözleşmesi yapması yeterli midir? Evet yeterlidir.

II. Mirasbırakanın Borçları

1. İşçinin Ölümü

aklın mantığın emrettiği üzere işçinin iş görme borcunun onun mirasçılarına geçemeyeceğini kabul ediyor. Diyor ki 440. madde: “Sözleşme işçinin ölümüyle beraber kendiliğinden sona erer. Sözleşme işçinin ölümüyle kendiliğinden sona erer. Dolayısıyla işçi vefat ettiğinde ona ait iş görme borcunun onun mirasçılarına intikal etmesi mümkün değil. Çünkü; hizmet akdi sona eriyor.

2. İşverenin Ölümü

Borçlar Kanunumuzun 441. maddesi, bu kez işverenin ölümü kenar başlığı altında: “İşverenin ölümü halinde yerini mirasçıları alır.” Tam manasıyla maddeyi okumadığımız için bilgimiz eksik kalacak. 2. fıkraya bakmamız lazım. 2. fıkraya baktığımızda, kanun koyucu bizi şöyle uyarıyor. Diyor ki: “Evet diyor. İşverenin ölümü halinde kural olarak yerini mirasçıları alır. Ancak 2. fıkra. 441 fıkra 2: “Hizmet sözleşmesi ağırlıklı olarak, işverenin kişiliği dikkate alınmak suretiyle kurulmuşsa, onun ölümüyle kendiliğinden sona erer.”

Ancak arkasından haklı olarak şunu söylüyor kanun koyucu. Diyor ki: “Hizmet akdi tümüyle işverenin ihtiyaçları, işverene yönelik bir takım edimler dikkate alınarak kaleme alınmış olabilir. Yani işçinin edimleri, işverenin şahsıyla son derece bağlantılıdır. Eğer durum böyleyse o zaman ne diyor kanun koyucu? İşverenin ölümüyle birlikte bu kez hizmet akdi sona erer. Bir diğer söyleyişle işverenin borçları sona erer.” Diyor. Miras yoluyla mirasçılarına intikal etmez diyor. Yani işverenin borcundan kastımız zaten tahmin edileceği üzere, özellikle; ücret ödeme borcu.

3. Yüklenicinin Ölümü

İstisna akdindeki hüküm de bize şunu söylüyor. Diyor ki: “Bir eser sözleşmesi yaratıldığında, o eser sözleşmesi yapılırken, yüklenicinin, müteahhidin kişisel özellikleri önem arz ediyorsa, tahmin edileceği üzere, o müteahhidin ölümüyle beraber, yine o eser sözleşmesi sona erecektir.

Gerçekten de siz bir sözleşme yaptığınızda, bir ressamla sözleşme yaptığınızda bir tablo çizmesi için veya bir besteciyle sözleşme yaptığınızda bir şarkı yazması için veya bir senfonik eser yazması için ya da bir mimarla sözleşme yaptığınızda bir mimari proje yaratması için bütün bu eserlerin yaratılması noktasında hep sözleşmeyi yaptığınız yüklenicinin, mimarın ressamın, bestecinin mesleki meziyetleri, kişisel özellikleri, kişisel nitelikleri, yetenekleri önemlidir. Dolayısıyla böyle bir durumda Borçlar Kanunumuzun düzenlemeleri çerçevesinde diyeceğiz ki: “Yüklenicin iş görme borcu, yüklenicinin eser yaratma ve teslim etme borcu onun mirasçılarına geçmeyecektir. Onun ölümüyle beraber sona erecektir.” Diyoruz.

486. maddeyi sadece ve sadece bize şu an itibariyle hitap eden unsurlarıyla okuyacak olursam: “Yüklenicinin kişisel özellikleri göz önünde tutulmuş olarak yapılmış olan sözleşme onun ölümü durumunda kendiliğinden sona erer. Dolayısıyla bu hükmün mefhumu muhalifinden zıt anlamından ortaya çıkan sonuç da tahmin edileceği üzere: “Eğer yüklenicinin kişisel özellikleri eser sözleşmesi kurulurken, herhangi bir şekilde önem arz etmediyse, yani bu anlamda yüklenicinin nitelikleri önemli değilse, o zaman yüklenicinin vefatı bu eser sözleşmesinin sona ermesine neden olmayacak. Ona ait eser yaratma ve teslim etme borcu ne yapacak? Onun mirasçılarına geçecek.” Diyoruz.

4. Vekil veya Müvekkilin Ölümü

Bir başka husus; yine miras yoluyla intikali mümkün olan borçlar, haklar, alacaklar noktasından meseleye yaklaştığımızı görüyorsunuz. 513. maddesi vekâlete ilişkin bir hüküm Borçlar Kanunumuzun. Kenar başlık yine ölüm, ehliyetin kaybedilmesi ve iflas kenar başlığını taşıyor.

513. madde diyor ki 1. fıkrasında: “ Sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, sözleşme vekâlet sözleşmesi yani vekilin veya vekâlet verenin ölümü ile kendiliğinden sona ermiş olur.” Yine sadece ve sadece bizi şu an itibariyle ilgilendiren kısmını okudum maddenin, fıkranın. Sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, sözleşme vekilin veya vekâlet verenin ölümü ile kendiliğinden sona ermiş olur. Dolayısıyla vekâlet sözleşmesinde de, örneğin; vekilin ölümü halinde kural olarak vekâlet sözleşmesi sona eriyor. Vekilin iş görme borcu onun mirasçılarına geçmiyor.

Zaten meseleyi şöyle şekillendirecek olursanız, siz bir vekâlet sözleşmesi yaptınız. Bu vekâlet sözleşmesinde o bir iş görme borcu üstlendi ve siz vekâlet sözleşmesi yaptığınızda vekilin kişisel özelliklerinin sizin için önem arz edeceği aşikar. Örneğin; bir avukatla sözleşme yaptınız, sizi bir davada temsil etmesi için. Örneğin; bir hekimle sözleşme yaptınız, sizi tedavi etmesi için. Örneğin; bir öğretmenle sözleşme yaptınız, size bir yabancı dil öğretmesi için. Bütün bu sözleşmelerden doğan borçlar birer iş görme borcudur ve bütün bu örneklerde bu kişilerin kişisel nitelikleri sizin için önemlidir. Avukat örneğine beraberce bakalım ve örneği şöyle şekillendirelim. Bir avukatla bir sözleşme yaptınız. Sizin için önem arz eden bir davada sizi temsil etmesi bakımından. Sonra avukat vefat etti. Geriye sağ kalan eşi kaldı, hukukçu değil. Geriye sağ kalan çocuğu kaldı 3 yaşında. Bunların, bu vekâlet akdinden doğan borcu yerine getirmelerini ister misiniz? Elbette istemezsiniz. Akıl dışı bir şey söylediğimiz aşikar. Dolayısıyla kanun koyucu da “Vekâlet akdi de kural olarak vekilin veya müvekkilin ölümüyle beraber sona erer.” diyor.

Ancak altını hemen çizelim. Roma Hukukundan gelen terimleriyle ölümden sonraya etkili vekâlet terimimiz var. Mandatum post mortem terimimiz var. Mandatum post mortem ölümden sonraya etkili vekâlet anlamına geliyor. Şöyle somut örnek verebiliriz. Taraflar arasındaki vekâlet sözleşmesinde, vekâlet veren verdiği vekâletin, onun ölümünden sonra da devam edeceğini, bir diğer söyleyişle; vekâlet sözleşmesinin onun ölümünden sonra da devam edeceğini öngörmüş olabilir. Bu tarz bir durumda vekâlet sözleşmesi elbette müvekkilin ölümüyle beraber sona ermeyecektir.

Demek ki; miras yoluyla intikali mümkün olan borçları konuştuğumuzda prensip itibariyle mirasbırakanın sağlığında, mamelekinin pasifinde yer alan borçlar prensip itibariyle onun mirasçılarına intikal edecektir. Ama öyle borç kalemleri vardır ki; bu borç kalemleri onun ölümüyle beraber artık mirasçılarına intikal etmeyecektir. Onun ölümüyle beraber sona erecektir. İşte bu çerçevede istisna akdindeki, eser sözleşmesindeki, vekâlet sözleşmesindeki hükümleri sizlerle beraber irdeledik, değerlendirdik diyebiliriz.

III. Zilyetlik

Medeni Kanunumuzun bu çerçevede 599. maddesine baktığımızda bunu bize söylediğini göreceğiz. Medeni Kanunumuzun 599. maddesi bize aynen şöyle söylüyor. : “Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere; mirasçılar, mirasbırakanın ayni haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınırlar ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar.” Kısacası tekrar vurgulayacak olursam; Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere; mirasçılar, mirasbırakanın taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini, doğrudan doğruya kazanırlar.


IV. Medeni Kanunun Sistematiği

Medeni Kanunumuzun 3. Kitabı Miras Hukuku üst başlığını taşıyor. Bunun birinci kısmı “mirasçılar” başlığını taşıyor. Birinci kısmın altında yer alan birinci bölüm “yasal mirasçılar” başlığını taşıyor. Demek ki prensip itibariyle bizim Medeni Kanunumuz kimlerin kanun gereğince mirasçı olacağını öngörmüş. Kimlerin kanun gereğince mirasçı olacağını öngörmüş. Yani bir kimse, bu konuda özel bir ölüme bağlı tasarruf yapmadan vefat edecek olursa, onun mirasının kimlere, ne oranda, ne şeklide intikal edeceğini düzenlemiş. Ama arkasından da tahmin edileceği üzere bir kişi acaba bir ölüme bağlı tasarruf yaparak normal şartlar altında mirasçısı olamayacak başka bir kişiyi mirasçı olarak atayabilir mi sorusuna da evet yanıtını vermiş ve demiş ki: “Bu çerçevede kişi ölüme bağlı tasarruf yaparak da üçüncü kişileri mirasçı atayabilir. Onları eski deyimiyle mirasçı naspedebilir.” Demiş.

Gerçekten de bir kişi bir ölüme bağlı tasarruf yaparak bir vasiyetname yaparak, bir miras sözleşmesi yaparak, normal şartlar altında kendisine mirasçı olamayacak bir gerçek kişiyi veya bir tüzel kişiyi mirasçı olarak atayabilir. Diyebilir ki Bay Ü: “Örneğin; 3. kişi ne yapsın? Benim terekemin tamamına sahip olsun.” Diyebilir. Veya diyebilir ki: “Örneğin; bir kişi benim mirasımın 1/4’ünde pay sahibi olsun.” Diyebilir.
İşte böylesi durumlarda biz mirasçı nasbından söz ediyoruz. Bu mirasçı nasbı çerçevesinde atanan kişiye eski deyimiyle “mansup mirasçı” diyoruz. Atanmış mirasçı diyoruz. Böylesine kişiler de bir kişinin vefatında mirasçı sıfatını kazanabiliyorlar ve Medeni Kanunumuz işte bu çerçevede özellikle; ikinci bölümünde bahsettiğimiz üzere, ölüme bağlı tasarrufları düzenliyor. Yani, mirasçı atanması mirasçı nasbı gibi kavramları düzenliyor.

DİJİTAL HUKUK KÜTÜPHANESİ // FETHİ GÜZELDOSYA: Yeni Microsoft Word Belgesi.docx